top of page

12. Yargı Paketi Kapsamında Dolandırıcılık Suçlarında Yeni Düzenlemenin İnfaz Aşamasındaki Dosyalara Etkisi

  • 27 Tem
  • 3 dakikada okunur

Dolandırıcılık suçları, teknolojik ilerlemelerle birlikte geleneksel yöntemlerin ötesine geçmiş; özellikle internet bankacılığı, elektronik para kuruluşları ve mobil ödeme sistemleri aracılığıyla gerçekleştirilen organize suçlar, uygulamada önemli ölçüde artış göstermiştir. Bu suçların işleniş biçimi, 12. Yargı Paketi kapsamında dolandırıcılık suçlarına ilişkin yeni düzenlemenin infaz aşamasındaki dosyalara yansımasıyla, ceza hukukunda fail kavramının yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır.


Uygulamada uzun yıllardır en önemli sorunlardan biri, dolandırıcılık suçunun organizatörü ile yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandıran kişinin aynı hukuki statü içerisinde değerlendirilmesi olmuştur. Çoğu soruşturmada para transferinin gerçekleştiği hesabın sahibi, olayın organizatörü olduğuna ilişkin yeterli delil bulunmasa dahi doğrudan asli fail olarak kabul edilmiş; bu durum kusur ilkesi ve cezanın şahsiliği ilkesi bakımından ciddi eleştirilere neden olmuştur.


12. Yargı Paketi ile Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesine eklenen yeni hüküm, bu ayrımı ilk kez açık biçimde kanun düzeyinde düzenleyerek uygulamadaki önemli bir boşluğu gidermeyi amaçlamaktadır.

I. Yeni Düzenlemenin Kapsamı

12. Yargı Paketi ile TCK m.158'e eklenen düzenleme uyarınca;

Dolandırıcılık suçunun işlenmesinde yalnızca;

  • banka hesabını,

  • banka veya kredi kartını,

  • elektronik ödeme aracını,

  • ödeme sistemine ilişkin bilgileri

başkasının kullanımına sunan kişi ile suçun organizasyonunu gerçekleştiren asli fail artık aynı hukuki konumda değerlendirilmeyecektir.


Kanun koyucu, hesabını kullandırmakla sınırlı kalan kişinin suçun icra hareketlerine iştirak etmemesi halinde verilecek cezanın yarı oranında indirileceğini açıkça düzenlemiştir. Böylece ceza sorumluluğunun fiilin ağırlığıyla orantılı olması ilkesi kanun seviyesinde kabul edilmiştir.

II. Düzenlemenin Dayandığı Ceza Hukuku İlkeleri

Yeni düzenleme esasen üç temel ilkeye dayanmaktadır.

1. Kusur İlkesi

Ceza hukuku bakımından herkes yalnızca kendi kusurundan sorumludur. Dolandırıcılık planını yapan, mağdurları arayan, sahte internet sitesi kuran veya parayı yöneten kişiler ile yalnızca hesabını kullandıran kişinin aynı cezaya mahkûm edilmesi kusur ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Yeni düzenleme bu orantısızlığı gidermektedir.

2. Cezanın Şahsiliği İlkesi

Anayasa'nın 38. maddesi uyarınca ceza sorumluluğu şahsidir. Bir kişinin yalnızca banka hesabının kullanılmış olması, otomatik olarak suçun asli faili olduğunu göstermez.

Mahkemenin her sanığın suça katkısını ayrı ayrı değerlendirmesi gerekir.

3. Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Dosyada sanığın organizasyon içerisinde yer aldığına ilişkin;

  • HTS kayıtları,

  • ortak hareketi gösteren mesajlaşmalar,

  • tanık anlatımları,

  • para paylaşımı,

  • IP kayıtları,

  • CGNAT kayıtları,

  • kamera görüntüleri,

  • dijital materyaller

gibi somut deliller bulunmuyorsa, yalnızca hesabına para gelmiş olması asli faillik için yeterli kabul edilmemelidir.

III. Uygulamada Beklenen Değişiklik

Yeni düzenleme sonrasında mahkemelerin artık iki ayrı değerlendirme yapması gerekecektir.

İlk olarak;

Sanığın dolandırıcılık organizasyonunun içerisinde yer alıp almadığı araştırılacaktır.

Ardından;

Sanığın fiilinin yalnızca hesabını kullandırmaktan mı ibaret olduğu, yoksa suçun icrasına aktif katılım sağlayıp sağlamadığı belirlenecektir.

Bu nedenle bundan sonraki yargılamalarda;

  • para transferleri,

  • HTS analizleri,

  • IP kayıtları,

  • banka hareketleri,

  • MASAK raporları,

  • dijital materyaller

çok daha belirleyici hale gelecektir.

IV. Geçiş Hükümleri ve Devam Eden Davalara Etkisi

12. Yargı Paketi yalnızca yeni açılacak davaları değil, yürürlük tarihinde henüz kesinleşmemiş dosyaları da kapsamaktadır. Geçiş hükmüne göre;

Kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarda Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay, yeni düzenleme kapsamında sanığın yalnızca hesabını kullandıran kişi olup olmadığını değerlendirmek zorundadır.

Eksik inceleme yapılmış ise kararın kaldırılması veya bozulması gündeme gelebilecektir.

Bu durum özellikle;

  • istinaf aşamasındaki,

  • temyiz incelemesindeki

çok sayıda dosyanın yeniden değerlendirilmesine yol açacaktır.


Yeni düzenlemenin en önemli sonuçlarından biri de infaz aşamasındaki kesinleşmiş hükümler bakımından ortaya çıkmaktadır.


Anayasa'nın 38. maddesi ile TCK'nın 7/2. maddesi uyarınca; Lehe olan ceza kanunu geçmişe yürür.Dolayısıyla; kesinleşmiş mahkûmiyetlerde hükümlünün fiili yalnızca hesabını kullandırmakla sınırlı ise infaz mahkemeleri veya hükmü veren mahkeme tarafından lehe kanun değerlendirmesi yapılması gerekecektir.


Bu kapsamda;

  • ceza miktarı yeniden hesaplanabilecek,

  • infaz süresi azalabilecek,

  • koşullu salıverilme tarihi öne çekilebilecek,

  • bazı dosyalarda hükümlünün derhal tahliyesi dahi mümkün olabilecektir.


Yeni düzenleme etkin pişmanlık hükümlerini ortadan kaldırmamaktadır. Aksine; hesabını kullandıran kişi hakkında öncelikle ceza yarı oranında indirilecek, ardından TCK m.168 kapsamında etkin pişmanlık şartları mevcut ise ikinci kez indirim uygulanabilecektir.


Bu nedenle zarar tamamen giderilmiş dosyalarda sanık lehine önemli ölçüde ceza indirimi gündeme gelebilecektir.


Yeni düzenleme sonrasında müdafilerin savunmalarında özellikle aşağıdaki hususları ortaya koymaları önem arz etmektedir:

  • Sanığın dolandırıcılık organizasyonu içerisinde yer aldığına ilişkin somut delil bulunmadığı,

  • Para hareketlerinin tek başına asli faillik için yeterli olmadığı,

  • HTS, IP, CGNAT ve dijital incelemelerin suç organizasyonuna katılımı göstermediği,

  • Sanığın yalnızca hesabını kullandırdığı,

  • Suçun icra hareketlerine iştirak etmediği,

  • Şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanması gerektiği,

  • TCK m.158'e eklenen yeni hükmün lehe kanun niteliğinde olduğu.

Bu savunma çerçevesinde özellikle istinaf ve temyiz aşamasındaki dosyalarda kararların kaldırılması veya bozulması yönünde ciddi hukuki imkânlar doğabilecektir.

Sonuç

12. Yargı Paketi ile getirilen düzenleme, dolandırıcılık suçlarında yıllardır eleştirilen önemli bir uygulama sorununu gidermeyi hedeflemektedir. Hesabını kullandıran kişi ile suçun planlayıcısı ve yöneticisi olan asli fail arasındaki ayrımın kanun düzeyinde açıkça ortaya konulması, kusur ilkesi, cezanın şahsiliği ve orantılılık ilkeleri bakımından isabetli bir adımdır.


Bununla birlikte, düzenlemenin uygulamada beklenen sonucu doğurabilmesi için mahkemelerin yalnızca banka hesabına para gelmiş olmasını mahkûmiyet için yeterli görmeyerek, her sanığın suç içindeki rolünü somut delillerle ayrı ayrı değerlendirmesi gerekmektedir. Özellikle HTS kayıtları, dijital materyaller, IP ve CGNAT verileri, para akışı analizleri ve diğer teknik deliller birlikte incelenmeden verilecek mahkumiyet kararları, yeni düzenlemenin amacına aykırılık oluşturacaktır.


Sonuç olarak, söz konusu değişiklik yalnızca yeni açılacak davaları değil; istinaf, temyiz ve infaz aşamasındaki çok sayıda dosyayı da doğrudan etkileyecek nitelikte olup, lehe kanunun geçmişe yürürlüğü ilkesi kapsamında hükümlüler açısından önemli hak arama imkânları doğuracaktır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page